Limited Şirketlerde Müdürlerin Bağlılık Yükümlülüğü ve Rekabet Etme Yasağı

LİMİTED ŞİRKETLERDE MÜDÜRLERİN BAĞLILIK YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE REKABET ETME YASAĞI

Esra HANSU

 

ÖZET

Limited şirket müdürlerinin bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağı, 6672 sayılı TTK da olduğu gibi, 6102 sayılı TTK’nda da limited şirket ortaklarının bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağına ilişkin hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir.

Nitekim 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 626. maddesinde;  Müdürler ve yönetimle görevli kişilerin, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlü olduğu ve  şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamayacakları belirtilmiş maddenin son fıkrasında ise müdürlerin de  ortaklar için öngörülmüş bulunan bağlılık borcuna tabi oldukları ifade edilmiştir.

ADHERENCE LIABILITY AND NONCOMPETITION OF MANAGER IN LIMITED LIABILITY COMPANY

 

ABSTRACT

Commitment provision of the shareholders not included in the Turkish Commercial Code no. 6762 and the issues related to the competition law are regulated in Article 613 of the Turkish Commercial Code no. 6102. It has been stated in the said provision that the shareholders are obliged to protect the company’s secrets and it is regulated by limited company articles of association to have prescribed the prohibition of competition of the partners with the company but there is not any other regulation whether liability not to compete with the other partners is prescribed or not. Article 13 which obliges partners to commit with the obligation and the prohibition of competition with the Company has reserved the provisions of Article 626, which prescribed a competition law regarding the managers.

Key Words: Limited Liability, Commitment Obligation, Prohibition of Competition

 

  1. GİRİŞ

Bu çalışmanın amacı, TTK’nun  626. maddesinde düzenlenmiş olan limited şirket müdürlerinin bağlılık yükümlülüğünün, rekabet yasağının  ve söz konusu yasağa  aykırılık durumunda sonuçlarının neler olacağının hukuki açıdan incelenmesidir.

Çalışmamızda öncelikle limited şirket müdürlerinin bağlılık yükümlülüğünün kapsamı ele alınacaktır. Müdürlerin Özen ve Bağlılık Yükümlülüğü TTK’ nun 626. maddesinin 1. ve 3. fıkrasında düzenlenmiştir. İlgili maddenin 1. fıkrası uyarınca  “Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler.[1] Eşitlik ilkesi de (TTK m.627) özen yükümlülüğünün bir parçasıdır. Bu hüküm ‘’özen göstermek’’, ‘’ortaklığın menfaatlerini gözetmek’’ gibi bazı unsurları itibariyle Anonim şirketlere ilişkin m.369’a benzetilmektedir.[2]

İlgili hükme göre, bağlılık yükümlülüğü üçüncü kişi yöneticiler de dahil yönetimin özen yükümünü ve şirket menfaatinin gözetilmesi, diğer menfaatlerin önünde tutulması zorunluğunu getirmektedir. Bu fıkra “özen” ile “şirket menfaatinin gözetilmesi” kavramlarını birbirinden ayırmıştır. Özen, iş ve işlemlerde gösterilmesi gereken dikkati, ciddiyeti ve bilimselliği ifade eder. Bir karar alınmadan önce pazar araştırması, finansal durum değerlendirmesi, borçlara ve etiğe uygunluk incelemesi yapılması bilimselliğin ve modern yönetim ilkelerinin gereği olup, bu inceleme, araştırma ve değerlendirmeler özen kavramının tanımına dahildir. Bir başka şekilde ifade edilmesi gerekirse,‘’Tüm özenin’’ ibaresi, somut olayın bütün özelliklerine uygun özen anlamına geleceği söylenebilir. Yani özen somut olaya özgülenmiştir ve  özende nesnel ölçü esas alınır.[3] Konuya ilişkin olarak kanun metninde geçen.” Yönetimle ilgili kişiler ibaresinin de  geniş anlam taşıdığını ve  bu ibarenin  öncelikle imza yetkisini haiz kişileri ifade ettiğini ancak somut olayın özelliklerine göre karar verme yetkisine haiz olup ta ortaklığı bağlayan işlem yapabilen kişileri de kapsamakta olduğunu belirtmekte fayda vardır.[4]  “Şirket menfaatinin gözetilmesi” ise şirketin menfaatinin kişisel menfaatlere ve başkalarının menfaatlerine feda edilmemesi, diğer menfaatlerin arkasına konulmaması anlamına gelir. Şirket menfaatinin gözetilmesi, müdürlük görevinin yapılışına ilişkin doğal bir gerekliliktir. Şirketin menfaatlerinin gözetilmesinin ölçüsü dürüstlük kuralıdır.[5] Son olarak hükümde yüzde yüz hakimiyete ilişkin istisnaî nitelikteki 202-205 inci maddelerin hükümleri saklı tutularak, anılan varsayımlarda, şirket menfaatinin gözetilmesine ilişkin  verilen farklı anlama gönderme yapılmıştır. Aşağı kısımlarda inceleyeceğimiz bu istisnai hükümler ile ilgili olarak Bahtiyar, ‘’ TTK madde 626 her ne kadar 202-205 hükümlerini saklı tutmuş ise de, saklı tutulması gereken hükümlerin 203-205 olması gerektiğini ifade etmiştir.’’[6]

TTK madde 626/3’de ise müdürlerin,  limited şirket ortakları için öngörülmüş bulunan bağlılık borcuna tabi oldukları belirtilmiştir. Böylece 626. maddenin 3. fıkrası ile TTK’nun 613. maddesinde düzenlenen limited şirket ortaklarının bağlılık yükümlülüğüne de atıf yapılmıştır.

TTK m.613, limited şirket ortaklarının dolayısıyla müdürlerin  bağlılık yükümünü, öğrendikleri şirket sırlarını koruma yükümü ve şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunmama yükümlülüğü olarak ele almıştır.[7] Madde ifadesinde geçen ‘’şirket sırrı’’ kavramı çok geniş bir mecrada değerlendirilebilecektir. Bunun sebebi, kanunun şirket sırrı kavramının neyi ifade ettiğine ilişkin herhangi bir tanımlama yapmamış olmasıdır. Sadece maddenin gerekçesinde,  güçlü kişisel ögeleri haiz bir şirkette sır saklama, önde gelen ve vazgeçilmez nitelikte bir bağlılık yükümüdür. Bu sebeple kanun, şirketin sırlarının saklanmasını, emredici bir biçimde düzenlemiştir. Ancak emredicilik, hükmün kaldırılamayacağına yöneliktir. Sınırlamanın geçerli olup olmadığı, sınırı ve şirket sırrı kavramı öğreti ile mahkeme kararlarınca belirlenecektir. Sır kavramı sürekli değişir. Bu sebeple kanun tanımlamamıştır denerek söz konusu hükmün emredici bir biçimde düzenlendiğini ancak sır kavramının değişiklik göstereceği ifade edilerek herhangi bir tanıma yer verilmediği belirtilmiştir.[8]

Şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunmama yükümlülüğü ile de, inter alia, şirkete karşı, onu engelleyecek, kötüleyecek, güç duruma düşürecek, gelişmesini köstekleyecek, yatırımlarına etki yapacak her çeşit davranış kapsamının bu yükümlülük kapsamına gireceğine temas edilmiştir. Kanun, ortağın kendisine özel menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren davranışlarını bağlılık yükümünü ihlâl eden ayrı bir kategori olarak kabul etmiştir. Bağlılık yükümünün sınırı rekabet yasağıdır denmiştir.

Bağlılık yükümlülüğüne ilişkin kanun metninde yer alan son fıkrada ise; geri kalan ortakların tümü yazılı olarak onay verdikleri takdirde, ortaklar, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı düşen faaliyetlerde bulunabilirler. Esas sözleşme birinci cümledeki onay yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir hükmüne yer verilmiştir.  Bu hüküm her ne kadar 613. maddenin 1. fıkrasının lafzına uygun olarak gözükmese de doktrindeki bir takım görüş aslında 2 fıkranın birbirleriyle çelişmediğini ifade etmiştir. “Şöyle ki; ilk  fıkrada sırrın ne olduğu bilinmemektedir fakat  maddenin son fıkrasındaki durumda, ortağın hangi sırrı açıklayacağı ortakların tamamı ve genel kurul tarafından bilinmekte ve sadece o sırla ilgili olmak üzere bağlılık yükümüne aykırı düşecek faaliyetlerde bulunma izni verilmektedir. Bu sebeple bu durumda zaten ortakların ve şirketin zarar görmesi mümkün değildir”[9]. Diğer bir görüş ise; sır saklama yükümlülüğünün sınırlandırılması mümkün değildir. Yükümlülüğün kaldırılamayacağına ve sınırlandırılamayacağına ilişkin yasak, ortaklar sözleşmesini de kapsar. TTK 613(4). maddesi  hükmü sır saklama yükümlülüğüne uygulanmaz  demiştir[10].

Çalışmanın  ikinci bölümünde ise, TTK’nun 626. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen müdürlerin rekabet yasağına ilişkin hükmün kapsamı ve bu yasağa aykırı davranmanın sonuçları incelenecektir. İlgili madde de;   Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir denerek esas sözleşmede rekabet yasağına izin ile ilgili özel bir hüküm bulunmadığı takdirde  müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunmayacağı açıkça ifade edilmiştir.

  1. BAĞLILIK YÜKÜMÜ

Yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere limited şirket müdürlerinin bağlılık yükümlüğü TTK’nun iki ayrı maddesin de düzenlenmiştir. Bunlardan ilki TTK’nun 626. maddesi diğeri ise 626. maddenin son fıkrasında atıf yapılan 613.maddesidir.

  1. madde de “Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. 202 – 205 inci madde hükümleri saklıdır” denmiştir.

İlgili maddenin gerekçesinde ise, “Birinci fıkra, üçüncü kişi yöneticiler de dahil yönetimin özen yükümünü ve şirket menfaatinin gözetilmesi, diğer menfaatlerin önünde tutulması zorunluğunu düzenlemektedir. Bu fıkra “özen” ile “şirket menfaatinin gözetilmesi” kavramlarını birbirinden ayırmıştır. Özen, iş ve işlemlerde gösterilmesi gereken dikkati, ciddiyeti ve bilimselliği ifade eder. Bir karar alınmadan önce pazar araştırması, finansal durum değerlendirmesi, borçlara ve etiğe uygunluk incelemesi yapılması bilimselliğin ve modern yönetim ilkelerinin gereği olup, bu inceleme, araştırma ve değerlendirmeler özen kavramının tanımına dahildir. “Şirket menfaatinin gözetilmesi” ise şirketin menfaatinin kişisel menfaatlere ve başkalarının menfaatlerine feda edilmemesi, diğer menfaatlerin arkasına konulmaması anlamına gelir. Şirket menfaatinin gözetilmesi, müdürlük görevinin yapılışına ilişkin doğal bir gereklilik olup, bağlılık yükümü içinde de değerlendirilemez. Şirketin menfaatlerinin gözetilmesinin ölçüsü dürüstlük kuralıdır. Hükümde yüzde yüz hakimiyete ilişkin istisnaî nitelikteki 202-205 inci maddelerin hükümleri saklı tutularak, anılan varsayımlarda, şirket menfaatinin gözetilmesine verilen farklı anlama gönderme yapılmıştır” denmiştir. Madde metninde, istisnai durum olarak gösterilen TTK  202-205. maddelerin de ise hakim şirketin, bağlı şirkete karşı hakimiyetinin sınırlarına  yer verilmiş ve  bağlı şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve sorumlu tutulabilecek ilgililerinin, 202-205’inci madde kapsamındaki talimatlara uymaları nedeniyle, şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumlu tutulamayacakları ifade edilmiştir. Daha açıklayıcı olmak adına bura da 202. –  205. maddenin gerekçesine de yer verilmesi uygun olacaktır.

TTK’nun 202. maddesinde; Hâkim şirketin, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamayacağı belirtilmiş, ve hangi durumların bağlı şirketi zarara uğratabileceğine ilişkin örneklendirmeler yapılmıştır.

TTK’nun 203. maddesinde;   “Bir ticaret şirketi bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde yüzüne sahipse, hâkim şirketin yönetim kurulu, topluluğun belirlenmiş ve somut politikalarının gereği olmak şartıyla, kaybına sebep verebilecek sonuçlar doğurabilecek nitelik taşısalar bile, bağlı şirketin yönlendirilmesine ve yönetimine ilişkin talimat verebilir. Bağlı şirketin organları talimata uymak zorundadır.” İfadesine yer verilmiştir.

  1. maddenin gerekçesinde ise; “Tam hakimiyete ilişkin bu ilk hüküm, somut olay gerçeğinin gereğine uygun olarak, mevcut hukukumuz da dahil bir çok hukukta varolan gerçek düzen ve dogmatik düzen çelişkisini ortadan kaldırmaktadır. Bir şirket doğrudan veya dolaylı bir şekilde bir diğer şirketin paylarına ve oy haklarının yüzde yüzüne sahipse bağlı şirketin yönetim kurulu “tam bağlı” bir yönetim kuruludur. Tam bağlı yönetim kurulu, hâkim şirketin veya şirketler topluluğunun politikalarına ve talimatlarına uymak zorunda bulunan, aksi halde işini yitirecek olan üyelerden oluşan bir kuruldur. Her gelen üye, aynı konumda olur. Bu konumdaki yönetim kurullarının şirketlerinin menfaatlerini hakim şirketin menfaatine üstün tutmaları gerektiğini kabul etmek ve aksi halde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gitmek, gerçeğe gözleri kapayan, aldatıcı ve yanıltıcı bir varsayımdır. Böyle bir yönetim kurulu yönünden uygun olan çözüm, onların talimatları yerine getirmek zorunda bulunduklarını, bundan dolayı şirketlerine ve pay sahiplerine karşı sorumsuz olduklarını kabul etmek, ancak şirket alacaklılarına dava hakkı tanımak, hâkim şirketi verdiği talimatlardan doğacak kayıplardan sorumlu tutmak düşüncesine dayanarak bulunabilir. Hükmün uygulanabilmesinin ikinci şartı, talimatın toplulukça belirlenmiş somut politikaların gereği olmasıdır. Bu ilke özellikle Fransız Yüksek Mahkemesinin verdiği Rosenblum kararında ifadesini bulmuştur. Günlük gereksinimlere göre verilen talimatlar 203’üncü maddenin kapsamı dışındadır. Bu tür talimat verilmesi halinde şirket alacaklarına karşı hâkim şirketin sorumluluğu ağırlaşır. Zaten bağlı şirket hâkim şirketin doğrudan veya dolayısıyla sahipliğinde bulunduğuna göre pay sahiplerine dava hakkı tanımak hukuken mümkün değildir. Aksini kabul, talimatı verip, kayba sebep olana dava hakkı tanımak anlamına gelir. Alacaklılar ise 206’ ncı madde ile korunmuştur. Bu hükmün uygulanabilmesinin şartı olan pay ve oy haklarının yüzde yüzüne sahip olunması gereği, emredici niteliktedir. Bu hükmü, 208 inci madde tamamlamaktadır. Şirkette yüzde on oranına varan bir azlık var ise, hâkim veya yavru şirketlerden birine bunların paylarını satın alarak tam hâkimiyeti sağlama olanağı verildiğine göre anılan hükmün uygulamasında esneklik sağlanabilir denmiştir.”
  2. maddesinde ise; Bağlı şirketin ödeme gücünü açıkça aşan, varlığını tehlikeye düşürebilecek olan veya önemli varlıklarını kaybetmesine yol açabilecek nitelik taşıyan talimat verilemez. İlgili madde, iki yönden 203 üncü maddenin istisnasını oluşturmaktadır. Hüküm (1) talimata uyulma gereğinin (2) uyulmuşsa yönetim kurulu üyelerinin sorumsuzluğunun istisnasıdır. Başka bir deyişle yönetim kurulu 204 üncü maddeye rağmen bağlı şirketin ödeme gücünü açıkça aşan veya tehlikeye düşürebilecek ya da önemli varlıkların yitirilmesine sebep olabilecek talimata uymuşsa 205’inci maddeye dayanamayacaktır.
  3. madde ise; Bağlı şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve sorumlu tutulabilecek ilgilileri, 203 ve 204 üncü madde kapsamındaki talimatlara uymaları nedeniyle, şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir.
  4. maddenin son fıkrasında ise müdürleri de ortaklar gibi bağlılık yükümüne tabi tutmuştur. Bu madde uyarınca müdürler de tıpkı ortaklar gibi şirketin sırlarını korumakla yükümlü olacak şirketin çıkarını zedeleyecek davranışlarda bulunamayacaklardır. Müdürler için bağlılık yükümlülüğünün kaldırılabilmesi, ortaklar için uygulanacak kurallara tabi olacaktır denerek 613. maddeye atıfta bulunulmuştur.

Bağlılık yükümlülüğü ile ilgili olarak TTK’nun 613. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; “Ortaklar, şirket sırlarını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla kaldırılamaz. Ortaklar, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamazlar. Özellikle, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamazlar. Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir.” denilerek  bağlılık yükümlülüğünün kapsamı içinde bulunan “sır saklama” ve “çıkarları zedeleyecek davranışlarda bulunmama” yükümlülükleri özel olarak ifade edilmiştir.[11]

İlgili kanun maddesinin son fıkrasında ise,  Geri kalan ortakların tümü yazılı olarak onay verdikleri takdirde, ortaklar, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı düşen faaliyetlerde bulunabilirler. Esas sözleşme birinci cümledeki onay yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir hükmüne yer verilmiştir.  Bu hüküm doktrinde tartışmalara sebep olmuş ve iki arı görüş ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki; ilgili maddenin  her ne kadar 613. maddenin 1. fıkrasının lafzına uygun olarak gözükmese de aslında uygun olduğuna yöneliktir. “Şöyle ki; ilk  fıkrada sırrın ne olduğu bilinmemektedir fakat  maddenin son fıkrasındaki durumda, ortağın hangi sırrı açıklayacağı ortakların tamamı ve genel kurul tarafından bilinmekte ve sadece o sırla ilgili olmak üzere bağlılık yükümüne aykırı düşecek faaliyetlerde bulunma izni verilmektedir. Bu sebeple bu durumda zaten ortakların ve şirketin zarar görmesi mümkün değildir“.[12] Diğer bir görüş ise sır saklama yükümlülüğünün bu istinai durum kapsamına alınmayacağı yönünde olmuştur.

  • Sır Saklama Yükümlülüğü

Yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere TTK madde 626’da öncelikle müdürlerin bağlılık yükümlülüğüne ve rekabet yasağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş son fıkrasında ise TTK m.613’e atıf yaparak müdürlerin de şirket ortaklarının bağlılık yükümlülüğü hükümlerine tabi olduğunu belirtmiştir. TTK’nun  ‘’Bağlılık Yükümlülüğü ve Rekabet Yasağı’’ başlıklı 613’üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Ortaklar şirket sırlarını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla kaldırılamaz” düzenlemesine yer verilmiştir. Madde metninde şirket sırrı kavramı açıklanmamıştır. Bunun sebebi olarak ta  şirket sırlarının kapsamının, her bir şirkete göre değişmekte; faaliyet konusuna, alanına, müşteri çevresine, pazar yapısına, işletmenin sahip olduğu unsurlara ve hacmine göre farklılıklar arz etmesi olarak gösterilmiştir. [13] Konuya ilişkin olarak madde gerekçesinde ise, söz konusu yükümlülükte sınırlamanın geçerli olup olmadığı ile sınırının ve şirket sırrı kavramının öğreti ve mahkeme kararlarınca belirleneceği ifade edilmiştir.

Ticari sır kavramının tanımı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Ticari sır başlıklı 23.maddesinde şu şekilde yapılmıştır “Kanunlarda ticari sır olarak nitelenen bilgi veya belgeler ile, kurum ve kuruluşlar tarafından gerçek veya tüzel kişilerden gizli kalması kaydıyla sağlanan ticari ve mali bilgiler bu Kanun kapsamı dışındadır.” hükmünü içermektedir.

Öte yandan Ticari Sırlar  Kanun Tasarısında kapsamlı bir tanım yer almaktadır. Tasarının 2.maddesinde  “Ticarî sır, bir ticarî işletme veya şirketin faaliyet alanı ile ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, rakiplerince bilinmemesi ve üçüncü kişilere ve kamuya açıklanmaması gereken işletme ve şirketin ekonomik hayattaki başarı ve verimliliği için büyük önemi bulunan; iç kuruluş yapısı ve organizasyonu, malî, iktisadî, kredi ve nakit durumu, araştırma ve geliştirme çalışmaları, faaliyet stratejisi, hammadde kaynakları, imalatının teknik özellikleri, fiyatlandırma politikaları, pazarlama taktikleri ve masrafları, pazar payları, toptancı ve perakendeci müşteri potansiyeli ve ağları, izne tâbi veya tâbi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin bilgi, belge, elektronik ortamdaki kayıt ve verilerden oluşur.” ifadesi ile ticari sırrın ayrıntılı sayılabilecek bir tanımı yapılmıştır.

Son bir tanıma yer vermek gerekirse Dünya Ticaret Örgütü nezdinde akdedilmiş bir uluslararası anlaşma olan Trade Related Aspects of Intellectual Property Rights (TRIPS) anlaşmasında yer alan  tanımda ise “ açıklanmamış bilgilerin korunması ” ndan bahsedilmiş ve bunu “bir bütün olarak veya unsurlarının kesin konfigürasyonunda veya grubunda normal olarak söz konusu bilgilerle uğraşan çevrelerdeki şahıslarca genelde bilinmeyen veya bu şahısların kolaylıkla elde edemeyeceği anlamında gizli, gizli olduğu için ticari değeri olan ve yasal olarak bu bilgileri kontrol eden şahıs tarafından gizli kalması için ilgili koşullar altında makul önlemlerin alındığı…” bilgi olarak  tanımlanmıştır (TRIPS md. 39)[14].

Sır saklama yükümlülüğü ortağın bağlılık yükümlülüğünün bir cephesini oluşturur ve limited ortaklığı üçüncü kişilere, özellikle rakiplere ve tek kişilik limited ortaklıklarda ortağa karşı korur. Çünkü, ortak bildiği ve ya ortak olmayan müdürlerden elde ettiği bilgiyi kendi işletmesinin ve ortağı olduğu diğer ortaklıkların yararına, tek kişilik ortaklığın zararına kullanabilir.[15] Ortak olmayan müdürün sır saklama yükümlülüğünün önemi burada daha fazla ortaya çıkar. Şöyle ki sır saklama yükümlülüğünün sınırı rekabet yasağıdır. Müdürlerin kanundan kaynaklı rekabet yasağına uyma zorunlulukları vardır. Sır saklama yükümlülüğü ile birlikte bu durum pekiştirilmiştir. Sır saklama yükümlülüğünü ihlal eden müdürün davranışı aynı zamanda rekabet yasağına da aykırı davranış sayılacaktır.

Konuyla ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2004/7827 Esas ve 2007/5755 Karar sayılı ilamı ile “ticari sır kavramının en önemli unsurunun toplumun bilgisi dâhilinde olmama veya ilgili alanda rakip firmalarca bilinmeme şartının olduğu” hükme bağlanmıştır.[16]

Sonuç olarak  ticari sır,  rakip bir şirketin bilmediği, öğrenmemesi gereken, şirketin zararına kullanabileceği, elde etmek için çalıştığı, peşinde olabileceği “bilgi” ölçüsü kabul edilebilir. Şirket sırlarının ifşa edildiği ve bu yükümlülüğün yerine getirilmediği iddiasıyla dava açılması halinde, mahkemece bu yükümlülüğün ihlalinin söz konusu olup olmadığını şirket özelinde değerlendirmeye tabi tutulacak ve yargı kararları ışığında bir karar tesis edilecektir.

  • Şirketin Çıkarlarını Zedeleyebilecek Davranışlarda Bulunmama Yükümlülüğü

TTK’nun da hangi hallerin bağlılık yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuracağı açıklanmamıştır. Kanunun 613/II. maddesinde, bağlılık yükümlülüğü kapsamında ortakların, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunması kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Hükmün gerekçesinde,  bağlılık yükümü ile ilgili olarak “çıkarlarını zedeleyecek davranışlar” ibaresine yer verilmesinin sebebi yüküme geniş bir kapsam kazandırmaktır. Bu ibare dolayısıyla, inter alia, şirkete karşı, onu engelleyecek, kötüleyecek, güç duruma düşürecek, gelişmesini köstekleyecek, yatırımlarına etki yapacak her çeşit davranış kapsamdadır. Kanun, ortağın kendisine özel menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren davranışlarını bağlılık yükümünü ihlâl eden ayrı bir kategori olarak kabul etmiştir. Bağlılık yükümünün sınırı rekabet yasağıdır denmiştir. [17]

Bu bağlamda, şirketin korunmaya değer menfaatlerinin (projeleri, yatırımları, kurduğu, kurmakta olduğu ticari, sınai, finansal vs. ilişkiler gibi) ihlali ile şirket işletmesinin, bağlı şirketlerinin, müşteriler çevresinin, dağıtım kanallarının ve ilişkilerinin vs.’nin kayba uğraması halinde bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranılmış olacaktır.[18]

Konuya ilişkin örnekler vermek gerekirse; Limited ortaklık tarafından satın alınacak bir arsayı önce ortağın iktisap etmesi, sonra yüksek fiyatla limited ortaklığın satın alması, kiralaması; limited ortaklığın kullanacağı bir endüstriyel tasarımın lisansını ortağın devralması veya limited ortaklığın satın alacağı makinelerden komisyon alması durumu konuya ilişkin örneklerden sadece bir kaçıdır.[19]

  • Bağlılık Yükümlülüğünün Kaldırılması veya Sınırlandırılması

Yukarıda ki bağlılık yükümlülüğüne ilişkin açıklamalarımızda TTK madde 613/1’in şirket ortaklarının  bağlılık yükümlülüğünün şirket sözleşmesi ve genel kurul kararıyla kaldırılamayacağını  belirtmiştik. Bu durumun tek bir istisnası mevcuttur. Oda aynı maddenin 4. fıkrasıdır. 613/4’te “Geri kalan ortakların tümü yazılı olarak onay verdikleri takdirde, ortaklar, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı düşen faaliyetlerde bulunabilirler. Esas sözleşme birinci cümledeki onay yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir” denmiştir. Bu durum kafalarda çelişki yarattığı gibi doktrinde de farklı yorumlara sebep olmuştur. Şöyle ki; YILDIZ’a göre;  ‘’Her iki hükme yakından bakıldığında aralarında fark olduğu görülecektir. Maddenin son fıkrasında, ortağın hangi sırrı açıklayacağı ortakların tamamı veya genel kurul tarafından bilinmekte ve sadece o sırla ilgili olmak üzere bağlılık yükümüne aykırı düşecek faaliyetlerde bulunma izni verilmektedir. Ortakların tamamının yazılı izni alındığında şirketin dolayısıyla ortakların zararından söz edilemeyecektir.[20] İkinci karar alma yöntemi ise şirket sözleşmesinde yazılı onay yerine genel kurulun onayının yeterli görülmesidir. Bu durumda kararı, genel kurul verecektir.  Genel kurul kararı, toplantıda temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun aynı yöndeki oyuyla alınacaktır (TTK md. 621/I-g). Bu sebeple sır saklama yükümlülüğü için de son fıkranın uygulanabileceği belirtilmiştir.

Bir diğer görüşü temsil eden Tekinalp’e göre ise; sır saklama yükümlülüğünün sınırlandırılması da mümkün değildir. Yükümlülüğün kaldırılamayacağına ve sınırlandırılamayacağına ilişkin yasak, ortaklar sözleşmesini de kapsar. TTK 613(4). maddesi  hükmü sır saklama yükümlülüğüne uygulanmaz.[21]

Kanaatimizce ilgili madde de çok büyük bir çelişki yaratılmıştır. Bu sebeple maddenin son fıkrası sır saklama yükümlülüğüne uygulanmamalıdır.  Fakat bu maddenin fiili olarak güncel olaylarda uygulanması durumunda ise doktrinde yer alan diğer görüşün ifade ettiği gibi münferit olaylar için uygulanması gerekir. Bu maddenin yanlış yorumlanarak şirketle ilgili tüm sırların ifşa edilebileceği şeklinde yorumlandığı takdirde uygulama da çok büyük problemlere sebep olur.

  1. Rekabet Yasağı

Rekabet yasağına ilişkin hükümlerin yer aldığı temel düzenlemelerden birisi Türk Ticaret Kanunudur. TTK’de ortak ve yöneticiler açısından rekabet yasağının içeriği, yaptırımı ve sınırı somut olarak tespit edilmiştir.[22] Bu hükümlerin sevk edilmesindeki temel düşünce, ortak ve/veya yöneticilerin ortaklık dışında yürüttükleri faaliyetlerin ortak çıkara (dolayısıyla ortak çıkarın somutlaştığı, ortaklığa) zarar verme ihtimalinin varlığıdır.[23] Bu ihtimali ortadan kaldırmak için kanun koyucu rekabet yasağı hükümleri ile ortak ve/veya yöneticilerin faaliyetlerine kısıtlama getirmiştir.

6102 sayılı TTK’nın 579. maddesine göre, “Şirket sözleşmesi, bu kanunun limited şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak kanunda buna açıkça cevaz verilmişse sapabilir. Diğer kanunların öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı nitelikteki şirket sözleşmesi hükümleri, o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar.” Söz konusu düzenleme ile limited şirketlerde geçerli olan sözleşme özgürlüğüne önemli bir sınır getirilmiştir. Zira bu maddeye göre, esas sözleşmede yapılacak olan ihtiyarî düzenlemeler ancak, “kanunda açıkça izin verilmiş olma” koşulu ile geçerli olmaktadır.

Söz konusu düzenlemeler ışığında, limited ortaklıkta, rekabet yasağı da kural olarak sadece müdür ortaklar (TTK m. 626) için öngörülmüştür.  Müdür olmayan ortaklar hakkında ise, rekabet yasağı, ancak esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla geçerli olacağı hususu kanun metninde yer almaktadır.(TTK m. 613/2). İlgili madde de ; Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir. Müdürler hakkında rekabet yasağı öngören 626 ncı madde hükümleri saklıdır denerek müdür olmayan ortaklar hakkında rekabet yasağının, ancak esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla geçerli olacağı belirtilmiştir.

Bu durum TTK’nun tasarı halindeki döneminde Arslanlı/Domaniç tarafından  şu şekilde yorumlanmıştır. Kanunun açık hükmü karşısında, müdür olmayan ortakların ortaklar kurulu tarafından alınacak bir kararla rekabet yasağına tabi kılınması mümkün değildir. Mutlaka esas sözleşmede bunu öngören bir hüküm bulunmasına ihtiyaç vardır.[24] Nitekim  TTK’nun “Bağlılık Yükümlülüğü ve Rekabet Yasağı” başlıklı 613. maddesinin ikinci fıkrası da bu hususu açıkça vurgulamış olup  ortaklara kanun gereği tahmil edilmiş bir rekabet etmeme yükümlülüğüne yer vermemiştir.

TTK’nun 613. maddesine ilişkin gerekçesinde de, ortakların bağlılık yükümünün sınırını rekabet yasağının oluşturduğu, sınırlı sorumluluk ilkesinden dolayı ortağın kanunen rekabet yasağına bağlanmasının kural olarak haklı görülemeyeceği ve şirket sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadığı takdirde sadece bağlılık yükümünden hareketle ortağın kanun gereği rekabet yasağına tabi olduğunu iddia etmenin mümkün olmadığı açıkça belirtilmiştir[25]. Buna karşılık, limited şirket ortağının kendisine özel menfaatler sağlayacak ve ortaklığa zarar verecek şekilde şirket ile rekabet ettiği durumlarda, TTK m. 613 anlamında bağlılık yükümlülüğüne aykırılık söz konusu olacağından, fiili durum itibariyle yapılacak değerlendirmelerde, burada sözü edilen “kendisine özel menfaatler sağlama” ve “şirkete zarar verme” şartları çerçevesinde kapsamı sınırlandırılmış olan de facto bir kanuni rekabet yasağının varlığından söz etmenin mümkün olabileceği hususunda görüşler mevcuttur.[26]

Sonuç olarak, 6102 sayılı TTK’nun 579. maddesi ile kabul edilen emredici hükümler ilkesi uyarınca, esas sözleşme, limited şirketlere ilişkin hükümlerden ancak Kanun’da açıkça izin verilmesi hâlinde sapabilmektedir. TTK’nın 613/2 hükmünde limited şirket esas sözleşmesi ile ortakların şirketle rekabet etme yasağının öngörülmesine izin verilirken, ortakların diğer ortaklarla rekabet etme yasağının öngörülüp öngörülemeyeceği konusunda TTK’da bir düzenleme yer almamaktadır. Bu sebeple konuya ilişkin diğer kanun metinleri de incelendiğinde görülecektir ki söz konusu rekabet yasağı uygulamadaki diğer hususlara kapalıdır. Söz konusu  sınırlama sadece şirketle olan rekabetleri yasaklayıcı niteliktedir.

  • Limited Şirketlerde Müdürler İçin Rekabet Yasağı

Eski Türk Ticaret Kanunun’un 547. maddesinde Müdür olan bir ortak, diğer ortakların muvafakati olmadan şirketin uğraştığı ticaret dalında ne kendi, ne de başkası hesabına iş göremez denerek ticaret dalı vurgusu yapılmış ve bu konuyla ilgili herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir. Öğreti burada ki ticaret dalı ifadesinin dar yorumlanması gerektiğini belirtmiş ve aksinin kabul edilmesi halinde kişinin rekabet rekabet etme ve ticaret yapma özgürlüğüne aşırı derecede sınırlama getirmiş olacağı belirtilmiştir.[27] Örnek vermek gerekirse, maden sektöründe uğraşan iki firmadan birinin kömür diğerinin ise krom çıkartması aslında iki firmanın ticaret alanının aynı fakat faaliyet konusunun farklı olduğunu gösterir. Bu sebeple böyle bir örneğin olduğu bir durumda müdürün diğer firmada ortak olmasının herhangi bir mahsuru olmadığını düşünüyorum.

Yeni TTK’da ise Limited şirketlerde müdürlerin rekabet yasağı  626/2. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde de ;  Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir denmiştir. Hüküm, İsviçre Tasarısından farklı olarak, rekabet yasağını emredici nitelikte olmamak üzere kanunî bir yasak olarak kabul etmiş, aksinin şirket sözleşmesi ve genel kurul kararlarıyla öngörülebileceği belirtilmiştir.[28] Yeni düzenleme eski düzenleme de yer alan ticaret dalı ifadesini kaldırarak müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyet yapamayacaklarını belirtmiş ve konuyu daha geniş kapsamlı ele almıştır. Söz konusu düzenlemeye göre her olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

Örneklendirme gerekirse müdürlerin şirket konusunun dışında kalan, ticari nitelikte olmayan kişisel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik işleri yapması yasak kapsamında değildir.[29]

 

Limited Şirketlerde Rekabet Yasağına Ve Bağlılık Yükümlülüğüne Uymamanın Sonuçları

Türk Ticaret Kanunun’da Limited şirketlerde Müdürlerin Rekabet Yasağı ve Bağlılık Yükümlülüğü’ne aykırı davranmasının hangi sonuçları ortaya çıkaracağı hususu ayrı bir başlık halinde düzenlenmemiştir. Bu konu da kanunda bir boşluk bulunmaktadır. Bu yüzden bu bölümde  muhtelif maddelerde ki düzenlemeler ışığında söz konusu ihlalin yaptırımının ne olacağına ilişkin bilgiler vermeye çalışacağız.   TTK’nun 630. maddesinde; “Görevden alma, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınması ve sınırlandırılması” hususu düzenlenmiştir. İlgili maddenin 2. fıkrasında ‘’Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılması veya sınırlandırılması mahkemeden istenebilir.’’denmiş 3. fıkrasında ise, yöneticinin özen ve bağlılık yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneğini kaybetmesi haklı sebep olarak kabul edilir denmiştir. Bu maddeler ışığında, müdürlerin özen ve bağlılık yükümlülüğüne uymamalarının görevden uzaklaştırılmalarına veya yönetim haklarının ellerinden alınmasına sebep olacağını söyleyebiliriz. Söz konusu olaya örnek olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 03.05.2017 tarih 2015/15039E. 2017/2589K. Sayılı kararında “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur.” hükmünü haizdir[30] denmiştir.

Ancak müdürün söz konusu özen ve bağlılık yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklı şirketin ne derece zarara uğrayacağı somut olaya göre farklılık göstereceğinden yüksek meblağlı bir zararın söz konusu olması durumunda müdürün sadece görevden alınması adaleti sağlayacak bir çözüm olarak gözükmemektedir.

Konuya ilişkin olarak, TTK’nun 640. maddesinin 1. fıkrasında ise,  şirket sözleşmesinde bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebeplerin öngörülebileceği belirtilmiştir. İlgili maddenin 3. fıkrasında ise, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla şirketten çıkarılması hali saklıdır denerek   haklı sebebin olması durumunda mahkeme kararı ile ortağın çıkarılabileceği ifade edilmiştir. Haklı sebep burada tanımlanmamıştır fakat 630. maddenin 3. fıkrasından yola çıkarak   özen ve bağlılık yükümlülüklerine aykırı davranmayı haklı sebep olarak kabul edebileceğimizi ve bu durumda ortağın çıkarılması için mahkemeye başvurulabileceğini düşünüyorum.

Ayrıca  TTK’  nın 644.maddesinde anonim şirketlere ilişkin bazı hükümlerin, limited şirketlere de uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu nedenle yaptırımlar konusunda da anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerine ve kolektif şirketlerde ortaklara uygulanacak yaptırımlar kıyas ile limited şirket ortaklarına ve müdürlerine de uygulanabilecektir.

  1. maddenin a bendinde; ‘’Belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin 549 uncu; sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi hakkında 550 nci; değer biçilmesinde yolsuzluğa dair 551 inci; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü; denetçilerin[*] sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddeler. 549 ilâ 551 inci maddelerine aykırı hareket edenler, 562 nci maddenin sekizinci ilâ onuncu fıkralarında öngörülen cezalarla cezalandırılırlar denmektedir.’’ Bu madde kapsamında kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü madde konumuzla ilişkilidir. Şöyle ki; 553. maddeye göre; ‘’Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla[1] ihlâl ettikleri takdirde, [2] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.’’ İş bu sebeple müdürlerin Bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağı hükümlerine aykırı davranması durumunda kanunun 309 uncu maddesine uygun olarak şirket, pay sahibi ve şirket alacaklısı sorumluluk davası açarak hakkını koruyabilecektir.

Son olarak TTK madde 558’de düzenlenmiş olan ibranın söz konusu olması durumunda sorumluluk davasının açılıp açılamayacağına değinmek istiyorum. Limited şirketlerde müdürlerin, bir hesap dönemi içerisindeki faaliyet ve çalışmaları genel kurul tarafından değerlendirilir ve sonucunda yöneticilerin ibra edilmesi/edilmemesi yönünde bir karar verilir. İbranın en önemli etkisi, şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkindir. Şirket tüzel kişiliği açısından ibra kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylarla ilgili olarak şirketin sorumluluk davası açma hakkını ortadan kaldırır. Şirket yöneticilerinin genel kurul tarafından ibra edilmemesi halinde ise şirketin sorumluluk davası açma hakkı saklı kalır.

Şirket ortakları açısından ibra kararının etkisi doğrudan ve dolaylı zararlar bakımından farklılık göstermektedir. Buna göre ibra kararı, ortağın uğramış olduğu doğrudan zararların tazmini için sorumluluk davası açılmasına engel değildir. Zira doğrudan zarar, şirket ortağının doğrudan malvarlığında bir değer eksilmesine yol açan veya malvarlığında oluşması beklenen değer artışının meydana gelmemesi şeklinde oluşan ve şirketin zararından bağımsız olan bir zarardır. Söz konusu dava, şirket aleyhine açılır ve talep edilen tazminat doğrudan zarar görmüş olan davacı ortağa ödenir. Bununla birlikte, ortaklar dolaylı olarak uğramış oldukları zararlar için sorumluluk davası açma ve tazminatın sadece şirkete ödenmesini isteyebilme hakkına sahipse de ibra kararı, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan ortakların bu dava hakkını ortadan kaldırır. Bu kapsamda ibra kararında olumlu oy kullanan ortaklar, dolaylı olarak uğradıkları zararlar nedeniyle hukuki sorumluluk davası açamaz. Genel kurula katılmayan ve olumsuz oy kullanan diğer ortakların dava açma hakkı ise ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer. İbra, şirket dışındakilere etkisi olmayan, tümüyle ortaklık içi bir hukuki işlem olduğundan, ibranın alacaklılara karşı bir etkisi yoktur. Bu bağlamda şirket yöneticileri ibra edilmiş olsa bile şirketin alacaklıları, şirketin iflas etmiş ve iflas idaresinin dava açmaması halinde yönetim kurulu üyeleri/müdürler hakkında TTK’nın 556. Maddesinde belirtilen esas ve sınırlamalar çerçevesinde sorumluluk davası açabilir.

SONUÇ

TTK’nın 626. maddesinde  düzenlenen müdürlerin bağlılık yükümlülüğü; yapılan işteki özen yükümünü ve şirket menfaatinin gözetilmesini içerdiği gibi TTK 613. maddeye atıf yaparak  öğrendikleri şirket sırlarını koruma yükümü ve şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunmama yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Kanun söz konusu bağlılık yükümlülüğünün sınırının rekabet yasağı olduğunu belirtmiştir. Kanun metninde bağlılık yükümlülüğünün temelini oluşturan sır saklama yükümlülüğü ve şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışların tanımına yer verilmesinin mümkün olmadığını ifade etmiş ve mahkeme kararlarının bu konuda taraflara ışık tutacağı ifade edilmiştir. Kanun koyucu ilgili maddenin 1. fıkrasında sır saklama yükümlülüğünün emredici nitelikte olduğunu düzenlemiş fakat 3. fıkrada diğer ortakların yazılı onayıyla bu kuralın kaldırılabileceği ifade edilmiştir. Söz konusu durumun her ne kadar çelişki yarattığı düşünülse de doktrindeki bir kısım görüş  “Bu durumun çelişki yaratmadığını ifade etmekte ve  kanun maddesinin ilk  fıkrasında sırrın ne olduğu bilinmemektedir fakat  maddenin son fıkrasındaki durumda, ortağın hangi sırrı açıklayacağı ortakların tamamı ve genel kurul tarafından bilinmekte ve sadece o sırla ilgili olmak üzere bağlılık yükümüne aykırı düşecek faaliyetlerde bulunma izni verilmektedir. Bu sebeple bu durumda zaten ortakların ve şirketin zarar görmesi mümkün değildir” demiştir.[31]

Mevzuatımızda düzenlenen rekabet yasağı kuralları belirli bazı kişilerin Anayasa’da güvence altına alınan rekabet etme ve ticaret özgürlüklerini başkalarının haklarına zarar verecek şekilde kullanmaların engelleyen ve bu özgürlüklere sınırlama getiren kurallardır. Bu kurallar özgürlükleri sınırlaması nedeniyle dar yorumlanmalı, yasağa tabi olan kişilerin ticaret özgürlüğünü tamamen yok edecek boyutta genişletilmemelidir.

Rekabet yasağı kuralları sözleşme özgürlüğüne ilkesine dayanmaktadır. Emredici nitelikte olmamaları sebebiyle kaldırılabilir veya sınırlandırılabilir. Sadakat yükümü rekabet yasağının en temel dayanağıdır. Fakat şunu unutmamak gerekir ki tek dayanak değildir. Söz konusu düzenlemeler ışığında, limited ortaklıkta, rekabet yasağı da kural olarak sadece müdür ortaklar (TTK m. 626) için öngörülmüştür.  Müdür olmayan ortaklar hakkında ise, rekabet yasağı, ancak esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla geçerli olacağı hususu kanun metninde yer almaktadır.(TTK m. 613/2). İlgili madde de ; “Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir. Müdürler hakkında rekabet yasağı öngören 626 ncı madde hükümleri saklıdır denerek müdür olmayan ortaklar hakkında rekabet yasağının, ancak esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla geçerli olacağı belirtilmiştir.”

Şu hususu da belirtmek gerekir ki müdürler için kanunda öngörülmüş rekabet yasağı ortaklar kararı ile birlikte esas sözleşmede yer alması koşuluyla ortadan kaldırılabilmektedir.

Son olarak ise müdürlerin bağlılık yükümlülüğüne ve rekabet yasağına aykırı davranmaları durumunda yaptırımının ne olacağının iyi bilinmesi gerekmektedir. Söz konusu ihlalin olması durumunda yapılabilecek iki husus mevcuttur. Bunlardan ilki; TTK’nun 630. maddesinde düzenlenmiş olan; “Görevden alma, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınması ve sınırlandırılması” hususudur. Bir diğeri ise; TTK m.553 de belirtilen; ‘’Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla[1] ihlâl ettikleri takdirde, [2] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olduklarına ilişkin husustur.  İş bu sebeple müdürlerin Bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağı hükümlerine aykırı davranması durumunda kanunun 309 uncu maddesine uygun olarak şirket, pay sahibi ve şirket alacaklısı sorumluluk davası açarak hakkını koruyabilecektir.

KAYNAKLAR

Arslanlı/Domaniç, Limited ve Hisseli Komandit Ortaklıklar, İstanbul 1989.

Fatih Aydoğan,Ticaret Ortaklıklarında Rekabet Yasağı, İstanbul 2005.

Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku Dersleri, Adana/Bandırma, Şubat 2017.

Füsun Nomer, Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Sadakat Yükümlülüğü, İstanbul 1999.

Mehmet Bahtiyar, Ortaklıklar Hukuku, İstanbul, 12. Baskı,Mart 2017.

Mustafa Erdem Can, Yeni Türk Ticaret Kanunu’na Göre Limited Şirket Ortağının Borçları Ve Yükümlülükleri, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XV, Y. 2011, Sa.4, s.12.

Mustafa Yavuz, Yeni TTK’ya Göre Limited Şirketlerde Ortakların Bağlılık (Sadakat) Yükümlülüğü, İsmmmo Mali Çözüm, Temmuz-Ağustos 2012.

Oruç Hami Şener, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2014, 2. Bası.

Şükrü Yıldız, Türk Ticaret Tasarısına Göre Limited Şirketler Hukuku, İstanbul,1.Baskı,2007

Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015,4. Bası.

Ünal Tekinalp, Yeni Anonim ve Ortaklıklar Hukuku İle Tek Kişi Ortaklığın Esasları, İstanbul 2011, 2. Bası.

Yaşar Can GÖKSOY, Ortaklıklar Hukukunda Rekabet Yasaklarının Kapsamı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi  Cilt: 9, Özel Sayı, 2007.

 

[1] Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku Dersleri, Adana/Bandırma,5. Basım,2017,s.456.

[2] Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul, 4. Bası, 2015, s.597.

[3] Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, s.597.

[4] Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, s.597.

[5]Oruç Hami Şener, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2. Bası, 2015,s. 706.

[6]Mehmet Bahtiyar, Ortaklıklar Hukuku, İstanbul, 10. Bası, 2015,s.427.

[7]Şükrü Yıldız, Türk Ticaret Tasarısına Göre Limited Şirketler Hukuku, İstanbul,1.Baskı,2007, s.185.

[8] Kanun madde 613’ün gerekçesine bakınız.

[9] Yıldız, s.185.

[10] Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, s.49

[11] Mehmet Bahtiyar, ORTAKLIKLAR HUKUKU, İstanbul, 12. Baskı,Mart 2017, s.357-358, Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku Dersleri, s.456.

[12] Yıldız, s.186.

[13] Mustafa Erdem Can, YENİ TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE LİMİTED ŞİRKET ORTAĞININ BORÇLARI VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XV, Y. 2011, Sa.4, s.12.

[14] RG 25.02.1995 Sayı 22213.

[15] Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, s.50, Oruç Hami Şener, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, s.705.

[16] Bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2004/7827 Esas ve 2007/5755 Karar

[17] Kanun madde 613/2 gerekçesine bkz.

[18] Yavuz, s. 196.

[19] Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, s.50

[20] Yıldız, s.186.

[21] Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku,s.49.

[22] Fatih Aydoğan,Ticaret Ortaklıklarında Rekabet Yasağı, İstanbul 2005, s. 32.

[23] Füsun Nomer, Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Sadakat Yükümlülüğü, İstanbul 1999, s. 133; Aydoğan, s. 32.

[24] Arslanlı/Domaniç, Limited ve Hisseli Komandit Ortaklıklar, İstanbul 1989, s. 683; Aydoğan, s. 134. Yargıtay 11. HD.’nin 8.6.2000 tarihli ve E. 2000/4138 – K. 2000/5287 sayılı kararında da, rekabet yasağının ana sözleşme hükmü ile bütün ortaklara teşmil edilebileceği hususu teyit edilmiştir. Bu karar hakkında bkz. Aydoğan, s. 134, dpn. 231.

[25] Kanun madde 613/2 gerekçesine bkz.

[26] Yaşar Can GÖKSOY, ORTAKLIKLAR HUKUKUNDA REKABET YASAKLARININ KAPSAMI, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi  Cilt: 9, Özel Sayı, 2007, s. 633-681, http://hukuk.deu.edu.tr/dosyalar/dergiler/dergimiz9ozel/cgoksoy.pdf

[27] Arslanlı/Domaniç, s.684-685.

[28] TTK madde 626’nın gerekçesine bakınız.

[29]Arslanlı/Domaniç, s.684.

[30] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 03.05.2017 tarih 2015/15039E. 2017/2589K.

[31] Yıldız, s.264.

Bir yorum yazın