BLOG

Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Genel Kurul Kararlarının İptal Sebepleri ve Davası

blank
A. Giriş

Anonim şirket, Türk Ticaret Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısmında düzenlenmekte olup, bu kısmın Dördüncü Bölümü Genel Kurul’a ilişkin maddeleri içermektedir. Genel kurul, pay sahiplerinin veya temsilcilerinin usulüne uygun çağrı üzerine belirli bir gündemi görüşmek ve karara bağlamak için toplanan, anonim şirketlerin irade ve karar organıdır.

İptal davasının sebep ve koşulları Ticaret Kanunu’nun 445-451. maddelerinde detaylı şekilde düzenlenmektedir. Anonim şirketlerde kararların alınmasında çoğunluk ilkesi geçerli olması sebebiyle, genel kurulda alınan bir karar toplantıda hazır bulunmayan veya olumsuz oy veren pay sahipleri ile şirketin diğer organlarını içinde bağlayıcıdır. Ancak, bundan oy çokluğuna sahip olan kişilerin istedikleri kararları alabilecekleri ve azınlık pay sahiplerinin bu kararlara uymaktan başka bir imkanları bulunmadığı gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Bu bağlamda, kanunda öngörülen genel kurul kararlarının iptalini talep etme hakkı, özellikle çoğunluk pay sahiplerinin haklarını kötüye kullanmaları durumunda, azınlıkta kalan pay sahiplerinin başvurabilecekleri önemli bir korunma ve denetleme imkanı sağlamaktadır. Bu sebeple hem oy çokluğunu ellerinde bulunduran pay sahiplerinin karar alma yetkileri kanun ve esas sözleşme hükümleri ile dürüstlük kuralı bağlamında sınırlanmış hem de belirli şartların gerçekleşmesi halinde pay sahipleri ve şirket organlarına alınan kararların iptali için dava hakkı tanınmıştır.

B. TTK 445. Maddesi Uyarınca İptal Davasının Şartları

Türk Ticaret Kanunu’nun 445. maddesi, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açılabileceğini belirtmektedir.

I. Genel Kurul Kararı

Bir genel kurul kararının iptal edilebilmesi için, ortada öncelikle şeklen geçerli olan bir genel kurul kararı mevcut olması gerekli olup aksi halde yokluk yaptırımı söz konusu olabilecektir. Bu bağlamda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 28 Mayıs 1986 tarihli kararında[1] alınmış geçerli bir karar bulunmaması durumunda kararın iptaline değil, geçersizliğinin tesbitine karar verilmesi gerektiğini ve ortada şeklen geçerli bir karar mevcut değil ise zaten iptalinin mümkün olamayacağını hükme bağlamıştır.

II.   Genel Kurul Kararının Kanuna, Esas Sözleşmeye veya Dürüstlük Kuralına Aykırılığı

İlk iptal sebebi olan kanuna aykırılık kavramı geniş yorumlanmakta olup Türk Ticaret Kanunu yanı sıra tüm özel hukuk ve kamu hukuku alanına giren kanunlarıda kapsamaktadır.

İkinci olarak bir genel kurul kararı, anonim şirketin esas sözleşmesine aykırı ise iptale tabidir. Esas sözleşme (TTK madde 339) kuruluş amacı doğrultusunda faaliyetini gerçekleştirebilmesi için şirket tüzel kişiliği ile ortaklar arasındaki ilişkilerin hukuki çerçevesini tespit edip düzenler. Bu bağlamda, esas sözleşme genellikle emredici hükümlere aykırı olmayan özel hükümlerden, yedek veya yorumlayıcı kanun hükümlerinin kısmen veya tamamen aksini öngören hükümlerden, emredici nitelikteki kanun hükümlerini kanun koyucunun amacına uygun şekilde daha ağırlaştıran hükümlerden ve uygulamada sıkça rastlandığı üzere emredici olan ve olmayan kanun hükümlerini tekrar eden maddeleri içermektedir. Esas sözleşmeye alınmış bir emredici kanun hükmüne aykırı bir genel kurul kararı esas sözleşmeye aykırılıktan değil, kanuna aykırılık sebebiyle iptal edilebilecektir.[2]

Üçüncü olarak Türk Ticaret Kanunu’nun 445. maddesi “dürüstlük kuralına aykırılık” şartını iptal sebepleri arasında saymaktadır. Bu bağlamda, dürüstlük kuralına aykırılık Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde de belirtilen dürüstlük kuralına uygun hareket etme yükümlülüğüne aykırılık olarak anlaşılmaktadır. Böylece, sermaye ve oy çoğunluğuna sahip ortakların, kendi çıkarlarını gözeterek haksız ve kötü niyetli olarak aldığı kararlar ile azınlık pay sahiplerine zarar vermesini önlemek amacıyla kanunda öngörülen bir iptal sebebidir. Niteliği itibari ile bu sebep subjektif olması sebebiyle, somut olayda mevcut her bir genel kurul kararı için özel bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Örneğin, ortaklığın herhangi bir menfaati bulunmadığı ve ticari açıdan da geçerli sebep olmadığı hallerde, çoğunluk pay sahiplerince salt kişisel yararlarını düşünerek ortağı oldukları problemli bir şirketin devralınmasına ilişkin karar, çoğunluk pay sahipleri tarafından kendilerine veya ortağı oldukları bir firmaya piyasa fiyatının çok altında mal satışı ve teslimi için yönetim kurulunu yetkilendiren bir karar alınması veya şirketin sermaye yapısı gerektirmediği halde yeterli ekonomik gücü bulunmayan pay sahiplerinin şirketteki sermaye ve pay oranlarını düşürmek amacıyla alınan sermaye artırımı kararının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği kabul edilmektedir.[3]

Örneğin Yargıtay 2016 tarihli bir kararında “davalı şirketin sermaye artışı yapması bir gereklilik ise de bunu daha az miktarla da yapabileceği, bir anda 250 kat artırılmasının en başta davacının çıkarlarını zedeleyeceği, bunun da dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle, şirketin ortaklar kurulunun sermaye artırımına ilişkin kararının iptaline” hükmetmiştir.[4]

C. İptal Davasının Tarafları

I. Davacı

İptal davasının kimler tarafından açılabileceği Türk Ticaret Kanunu’nun 446. maddesinde belirtilmiştir. Kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde pay sahipleri, organ sıfatıyla yönetim kurulu ve her bir yönetim kurulu üyesi tarafından genel kurul kararının iptali talep edilebilecektir.

1. Pay sahipleri

Pay sahipleri, pay sahipliği sıfatına bağlı olan ve emredici kanun hükmüyle tanınan genel kurul kararını iptalini talep etme hakkına sahiptirler. Bu hak, esas sözleşme ya da genel kurul kararı ile kaldırılamaz veya sınırlandırılamaz. İptal davası açma hakkı, söz konusu pay sahibinin taahhüt ettiği sermayeyi ödemesi şartına bağlanamayacağı gibi, esas sözleşmesi ile de böyle bir koşul getirilemez.

Bu kapsamda Türk Ticaret Kanunu’nun 446. maddesi uyarınca

  • Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri
  • Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri

iptal davası açma hakkına sahiptir.

a. Genel Kurul Toplantısına Katılan Pay Sahipleri

Genel kurul toplantısında hazır bulunan söz konusu karara muhalif olup ve muhalefet şerhini tutanağa geçirten pay sahipleri, genel kurul kararları aleyhine iptal davası açma hakkına sahiptirler. İptal davası açabilmek için ilk şart, pay sahibinin karara olumsuz oy vermiş olmasıdır. Bu sebeple, genel kurulda alınan karara olumlu oy veren pay sahiplerinin iptal davası açma hakkı bulunmamaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 7 Kasım 2019 tarihli kararında[5], genel kurul kararlarının iptalinin talep edilebilmesi için kararın alınmasından sonra muhalefette bulunulmasını şart koşmuştur. Bu sebeple, somut olayda henüz karar alınmadan pay sahibi tarafından peşinen muhalefette bulunulması, karara değil öneriye karşı çıkmak olarak nitelendirildiğinden, genel kurul kararları aleyhine iptal davası açılabilmesi için kanunda aranan “alınan kararlara muhalif kalma” şartının gerçekleşmediği kabul edilmiştir.

“6102 sayılı TTK’nun 446. maddesi genel kurul kararlarının iptalinin şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Somut olayda, davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla temsil ettirdiği, vekilin iptali istenen huzur hakkının artırılmasına ilişkin 7. maddeye yönelik olarak daha karar alınmadan önce karşı çıktığı, peşin muhalefette bulunduğu, bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, bu durumda iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği anlaşıldığından huzur hakkının artırılmasına dair 7 no’lu gündem maddesi ile ilgili kararın iptali isteminin dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece anılan husus nazara alınmadan 7 no’lu maddenin iptaline karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.”

Toplantı tutanağına muhalefet şerhinin geçirilmesi diğer bir dava şartıdır. Pay sahipleri alınan kararların tamamına karşı muhalefet şerhini tutanağa geçirtebilecekleri gibi her bir karar için ayrı ayrı şerh kaydetme imkanına sahiptirler. Ayrıca muhalefetin gerekçeli olması zorunlu değildir; karara muhalif kalındığını ifade eden bir ibare iptal davası için yeterli olacaktır. Bu bağlamda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 7 Mart 2019 tarihli kararına[6] göre, pay sahibinin bir genel kurul kararına karşı iptal davası açabilmesi için, olumsuz oy kullanan kişilerin kararın altına açık bir muhalefet şerhi koydurması zorunlu olup sonradan gönderilen ihtarname, muhalefet şerhi niteliğinde kabul edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.

“Mahkemece, davacıların iptalini talep ettikleri 13/07/2014 tarihli genel kurulun (2),(3), (4) sayılı kararların alınmasına ilişkin olarak olumsuz oy kulla[n]dıkları ancak kararların altına açık bir muhalefet şerhi koydurmadıkları, sonradan gönderilen ihtarnamenin muhalefet şerhi niteliğinde sayılamayacağı, hal böyle olunca davacıların iptal talep haklarının bulunmadığı gibi kararların yoklukla malul olmasını gerektiren bir halin de olmadığı, yönetim kurulunun ibrası için oy kullanmaması gereken yönetim kurulu üyeleri oy kullanmış ise de, bu usulsüzlük yapılmamış olsa dahi mevcut oy durumuna göre yönetim kurulunun ibra edilmiş olacağı gözetildiğinde butlanla malul olma durumundan söz edilemeyeceği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, (…)

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 16 Haziran 2016 tarihli kararında[7] ise bir pay sahibi, genel kurul gündemindeki bir madde oylandıktan hemen sonra o madde hakkında muhalefet şerhi koydurmamış olsa bile, genel kurul tutanağını imzalayana kadar karara itiraz ettiğini bildirebileceğini ve karara iptal davası açabilme hakkına sahip olacağını hükme bağlamıştır.

“Dolayısıyla dava konusu olağanüstü genel kurulda alınan sermaye artırımına ilişkin gündem maddesinin oylanmasından hemen sonra muhalefet şerhi bildirilmemişse de tutanağın imzalanmasından önce itiraz edildiği bildirilen şerhlerin verildiği, böylece usulüne uygun muhalefet şerhinin olduğu, dava şartının bulunduğu kabul edilerek, bir karar verilmesi gerekirken usulüne uygun muhalefet şerhi verilmediğinden kanunda öngörülen dava açabilme şartının bulunmadığı, görüşmeler sırasındaki peşin muhalefet usulüne uygun bir muhalefet olmadığından dava hakkı vermediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.”

b. Toplantıya Katılmasına Bakılmaksızın Diğer Pay Sahipleri

Türk Ticaret Kanunu’nun 446. maddesi (b) bendi uyarınca, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın,

  • Çağrının usulüne göre yapılmadığını;
  • Gündemin gereği gibi ilân edilmediğini;
  • Genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını;
  • Genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini;

ileri süren pay sahipleri, genel kurul kararlarının iptali davası açabilirler.

Bu sayılan şartlardan birinin bulunması halinde karara olumsuz oy verip vermediği ya da muhalefet şerhi toplantı tutanağına geçip geçmediği fark etmeksizin tüm pay sahipleri söz konusu genel kurul karar aleyhine iptal davası açabilir. Bu sayılan koşullardan en az birinin bulunması dava açılması için yeterlidir. Davacı, üstteki hallerin varlığını ispatlanmasına ek olarak ilgili aykırılığın iptali istenen genel kurul kararın alınmasına etki etmiş olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Eğer bu aykırılıklar olmasaydı da aynı yönde karar alınacağı belliyse, bu durumda kararın iptali mümkün olmayacaktır.

Bu bağlamda örneğin, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 22 Eylül 2016 tarihli kararında[8], bir pay sahibi usulüne uygun çağrı yapılmadığı için genel kurula katılamamışsa, muhalefetini toplantı tutanağına geçirme şartı aranmaksızın iptal davası açabileceğini tespit edip bu durumun ancak tek başına söz konusu kararların iptali için yeterli olmadığını hükme bağlamıştır. Bu sebeple, çağrının usulsüz olduğu iddiasıyla açılan davalarda, iptali istenen kararların; kanun, ana sözleşme ve iyi niyet kurallarına aykırılığının da tespiti gereklidir.

“Dava, davalı şirketin 28.05.2013 tarihli genel kurul toplantısında alınmış olan kararların iptali istemine ilişkindir. Söz konusu toplantıya davacı katılmamış olup, davacıya toplantıya ilişkin geçerli bir tebligat yapıldığı hususu da ispatlanamamıştır. Davacıya usulüne uygun bir toplantı çağrısının yapılmaması ve davacının bu nedenle genel kurul toplantısına katılmamış olması davacıya bu toplantıda alınan kararlara karşı muhalefet şerhi koyma şartı aranmaksızın dava açma hakkı verir ise de bu durum tek başına alınan kararların iptalini gerektirmez. Usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesi ancak alınan kararların kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırılığının tespiti halinde mümkündür.”

c. Yönetim Kurulu

Yönetim kurulu da organ sıfatıyla genel kurul kararlarının iptalini dava etme hakkına sahiptir. Yönetim kurulunun bu konuda karar verebilmesi için, Türk Ticaret Kanunu’nun 390. maddesinde öngörülen usule uygun olarak toplanması ve bir karar alması gereklidir. Yönetim kurulu tarafından açılacak iptal davasında davalı anonim şirket, Türk Medeni Kanunu madde 427 No 4 uyarınca atanacak bir kayyım aracılığı ile temsil edilmelidir.[9]

d. Yönetim Kurulu Üyeleri

TTK madde 446 (c) bendi uyarınca, alınan bir genel kurul kararının yerine getirilmesi yönetim kurulu üyelerinden herhangi birinin kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa, kişisel sorumluluğu gündeme gelen yönetim kurulu üyesi ilgili karar aleyhine iptal davası açma hakkına sahip olacaktır. Yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu anonim şirkete, pay sahiplerine veya üçüncü kişilere karşı olması mümkün olup, bu husus uyuşmazlığa bakacak hakim tarafından re’sen araştırılacaktır.[10

III.   Davalı

Genel kurul kararları aleyhine açılacak iptal davası kural olarak anonim şirkete karşı açılır. Pay sahipleri tarafından açılan iptal davalarında şirketin temsili yönetim kurulunda bulunur. Eğer söz konusu davada davacı yönetim kurulu ise, davada şirketi temsil etmesi için bir kayyım atanması gerekmektedir.

D. Dava Açma Süresi

TTK madde 445 uyarınca, genel kurul kararının iptali davası, karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılmalıdır. İptal davasını açma süresi hak düşürücü süre niteliğine sahip olup bu süre emredici hüküm olması sebebiyle esas sözleşme ile kısaltılmaz ya da uzatılamaz.

E. Yetkili ve Görevli Mahkeme

TTK madde 445 uyarınca, iptal davasında yetkili mahkeme şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Yargıtay’ın 19 Kasım 2014 tarihli kararında[11] şirket merkezin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili mahkeme olduğu hükme bağlanmıştır.

Görevli mahkeme ise, yine 445. maddede belirtildiği üzere, asliye ticaret mahkemesidir. Şirket merkezinin bulunduğu yargı çevresinde asliye ticaret mahkemesi bulunmadığı durumlarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır.

F. Davada Uygulanacak Yargılama Usulü

TTK 1521. maddesi, “ticaret şirketlerinde, ortakların veya pay sahiplerinin şirketle veya birbirleriyle şirket ortaklığından veya pay sahipliğinden kaynaklanan davalarda veya şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, müdürleri, tasfiye memurları ya da denetçilerine karşı açılacak davalarda basit yargılama usulü” uygulanacağını hükmetmiştir. Bu madde gereği iptal davası basit yargılama usulüne tabidir.

G. İptal Davasına Özgü Usul Kuralları

TTK madde 448 1. fıkrasına göre, iptal davası açılması halinde yönetim kurulunun, böyle bir dava açıldığını ve davanın duruşma gününü usulüne uygun olarak ilan etme ve varsa şirketin internet sitesine koyma yükümlülüğü bulunmaktadır.

İptal davasında üç aylık hak düşüren sürenin sona ermesinden önce duruşmaya başlanamaz. Birden fazla iptal davası açıldığı takdirde davalar birleştirilerek görülür (TTK madde 448/2).

Genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılması halinde mahkeme, davalı anonim şirketin talebi üzerine şirketin uğrayabileceği muhtemel zararlara karşı davacıların teminat göstermesine karar verebilir. Ancak teminatın nitelik ve miktarını mahkeme belirler (TTK madde 448/3).

Genel kurul kararı aleyhine iptal davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir (TTK madde 449).

H. Genel Kurul Kararının İptalinin Hüküm ve Sonuçları

Genel kurul kararının iptaline ilişkin mahkeme kararları kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri bakımından hüküm ifade etmektedir. Yönetim kurulu bu kararın bir suretini derhal ticaret siciline tescil ettirmek ve internet sitesine koymak zorundadır (TTK madde 450). İptal kararının kesinleşmesiyle birlikte dava konusu olan genel kurul kararı, geçmişe etkili olarak ortadan kalkmaktadır.

I. Kötüniyetle İptal Davası Açılması

TTK madde 451, iptal davası açma hakkının kötüye kullanılmasının önlenmesi için özel bir hüküm getirmektedir. Genel kurul kararlarına karşı kötü niyetle iptal davası açılması halinde davacılar, bu nedenle ortaklığın uğrayacağı zararlardan müteselsilen sorumlu olacaktır.

Daha fazla bilgi ve sorularınız için:

Av. Dr. Ata TORUN  – [email protected]

www.hansu.av.tr | +90 216 464 12 12

-© Hansu Avukatlık Bürosu

Hansu Avukatlık Bürosu Yerli ve Yabancı müvekkillerine özellikle gayrimenkul , şirketler, ticaret, vergi ve fikri mülkiyet hukuku alanında hizmet veren bir avukatlık bürosudur. Bu bülten Türkiye’de hukuk alanındaki gelişmeleri paylaşmak amacıyla hazırlanmıştır. Bülten hukuki bir görüş veya yönlendirme olarak düşünülmemelidir. Özel sorular ve sorunlar bakımından hukuki danışman görüşü alınmalıdır.

[1] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 28.05.1986 E. 86/1503, K. 86/3243.

[2] Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, S. 200.

[3] Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, S. 205.

[4] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 05.05.2016 E. 2015/10814 K. 2016/5122.

[5] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 07.11.2019 E. 2019/2841, K. 2019/6994.

[6] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 07.03.2019 E. 2017/2696, K. 2019/1902.

[7] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 16.06.2016 E. 2015/15655, K. 2016/6700.

[8] Yargıtay, 11. HD, 22.09. 2016 E. 2015/15396, K. 2016/7426.

[9] Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, S. 254.

[10] Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, S. 257.

[11] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 19.11.2014 E. 2014/16258, K. 2014/17971.

Ara

Blog Kategorileri

Categories

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİNİZ​

Merak ettiğiniz konularda, aşağıdaki iletişim formunu doldurarak bizimle iletişime geçebilirsiniz. Kısa süre içinde sizinle iletişime geçeceğiz.

Menü

Contact Form